Almanya’da Merz hükümeti ilk yılında “ekonomi ve diplomasi” kıskacında

0
134

Almanya Başbakanı Merz, görevdeki ilk yılında ABD ile yaşanan diplomatik gerilim, rekor savunma harcamaları ve enerji maliyetlerinin baskıladığı büyüme tahminleriyle mücadele ediyor.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bugün itibarıyla görevindeki ilk yılını doldururken; transatlantik ilişkilerde son on yılın en ağır diplomatik krizi, savunma harcamalarındaki tarihi artış ve derinleşen ekonomik durgunluk riskinin şekillendirdiği kritik bir süreçten geçiyor.

Merz liderliğindeki Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU)-Sosyal Demokrat Parti (SPD) koalisyon hükümeti, göreve gelişinin birinci yılında ekonomik verilerdeki bozulma, koalisyon içi çatışmalar ve aşırı sağın (AfD) rekor yükselişiyle sarsılıyor.

Angela Merkel sonrası dönemde “muhafazakar bir dönüş” vadederek koltuğa oturan Merz, iktidarının ilk yılında ABD Başkanı Donald Trump ile tarihin en gerilimli süreçlerinden birini yönetiyor.

Berlin-Washington hattındaki kriz, Başbakan Merz’in ABD’nin İran politikasını sert bir dille eleştirerek Washington’ın bir “çıkış stratejisinden yoksun olduğunu” ve bölgede “itibar kaybına uğradığını” ifade etmesiyle zirveye ulaştı.

Trump yönetiminin bu açıklamalara yanıtı gecikmedi. Washington, Avrupa menşeli otomobillere uygulanan gümrük vergisini yüzde 15’ten yüzde 25’e çıkarma ve Almanya’da konuşlu 40 bin Amerikan askerinden 5 binini geri çekme kararı alarak Berlin’e karşı kapsamlı bir misilleme başlattı.

Analistler, bu hamlelerin transatlantik ittifakının temelindeki “güven” unsurunu sarsabileceği uyarısında bulunuyor.

Savunma harcamaları artıyor

Mali disiplin savunucusu kimliğiyle tanınan Merz, tırmanan jeopolitik riskler karşısında savunma harcamalarını “kaçınılmaz bir zorunluluk” olarak tanımlayarak stratejik bir makas değişikliğine gitti.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verileri, Almanya’nın askeri harcamalarının 2025 yılında yüzde 24 artış gösterdiğini ortaya koyuyor.

Bu ivmeyle Almanya; ABD, Çin ve Rusya’nın ardından dünyanın en çok savunma harcaması yapan ilk beş ülkesinden biri konumuna yükseldi. Ancak ABD’nin stratejik Tomahawk füze konuşlandırmasını durdurma kararı, Avrupa’nın savunma mimarisinde yeni boşluklar oluşması endişesini körüklüyor.

Ekonomik atılım enerji şokuna takıldı

Başbakan Friedrich Merz’in 2026 yılı için öngördüğü ekonomik hamle, Orta Doğu’da tırmanan jeopolitik gerilim ve buna bağlı olarak hızla yükselen enerji maliyetlerine takıldı. Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanlığı, İran merkezli çatışmaların yarattığı belirsizlik nedeniyle 2026 yılı büyüme öngörüsünü yüzde 1’den yüzde 0,5’e indirerek yarı yarıya düşürdü.

Orta Doğu’daki savaşın Alman ekonomisi üzerindeki baskısı her geçen gün artarken; akaryakıt, gaz ve elektrik maliyetlerindeki yükseliş sanayi ve hane halkı üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Hükümet, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalma süresine dayalı farklı senaryolar üzerinde çalışırken, küresel arz kısıtlarının süresi konusunda kesin bir tahmin yürütmenin mevcut koşullarda imkansız olduğunu bildirdi.

Artan enerji maliyetleriyle birlikte yıllık enflasyonun bu yıl yüzde 2,8 seviyesine çıkması bekleniyor.

Alman ekonomisi, 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 0,3 büyüme kaydederek durgunluk endişelerini geçici olarak yatıştırsa da çatışmaların asıl etkisi nisan verilerinde hissedilmeye başlandı. Nisanda yüzde 2,9’a ulaşan enflasyon, özel tüketimi durma noktasına getirirken ekonomistler yılın ikinci çeyreğinde ekonomide yeniden daralma yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Bu karamsar tablo iş gücü piyasasına da yansıdı. Nisan itibarıyla işsiz sayısı 3 milyon kritik eşiğinin üzerinde kalmaya devam etti.

Ülke ekonomisinin lokomotifi olan otomotiv sektörü, Çin ile girdiği yoğun rekabetin yanı sıra en kritik ihracat pazarlarından biri olan ABD’nin “yüzde 25’lik gümrük vergisi” tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor.

Başbakan Merz’in altyapı yatırımları için devreye aldığı 500 milyar avroluk özel fon ekonomiyi desteklemeye çalışsa da Ifo Enstitüsü Başkanı Clemens Fuest, yüksek enerji fiyatlarının hane halkı harcamalarını baskılayarak bu teşviklerin etkisini zayıflatabileceğine dikkati çekiyor.

İş dünyası yapısal reformları bekliyor

Alman Sanayi Federasyonu (BDI) Başkanı Peter Leibinger, hükümetin ilk yıl performansını “perişan bir bilanço” olarak nitelendirdi.

Yapısal reformların aciliyetine vurgu yapan Leibinger, “Reform programı için genel bir vizyon eksikliği yaşanıyor. Şirketler derin bir endişe içinde; yatırım yapacaklarsa da bunu esas olarak yurt dışında gerçekleştiriyorlar.” diyerek Berlin yönetimini sert bir dille eleştirdi.

Ekonomistler, Almanya’nın rakiplerine karşı zemin kaybettiğini ve refahın korunabilmesi için yapısal reformların artık kaçınılmaz olduğunu vurguluyor.

Maliye Bakanı Lars Klingbeil, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede küresel rekabete dikkati çekerek, “Çin güçlenirken Avrupa henüz yeterli küresel ağırlığa sahip değil. Bu noktada asıl sorumluluk Almanya’ya düşüyor.” ifadelerini kullandı.

Klingbeil’in bu sözleri, Berlin’in hem içerdeki siyasi krizi aşması hem de küresel arenada stratejik rolünü yeniden inşa etmesi gerektiğine yönelik bir çağrı olarak nitelendiriliyor.

Merz hükümeti AfD kıskacında

Dış politikada zorlu bir diplomatik sınav veren Başbakan Friedrich Merz, iç politikada da ciddi bir güven kaybıyla karşı karşıya bulunuyor.

Güncel kamuoyu anketleri, Alman halkının yüzde 80’inden fazlasının hükümetin performansından memnun olmadığını ortaya koyarken; planlanan kemer sıkma politikaları toplumsal huzursuzluğu derinleştiriyor.

Özellikle sağlık harcamalarında öngörülen 16 milyar avroluk kesinti ve tartışmalı emeklilik reformu, hükümete yönelik tepkileri tırmandıran temel unsurlar olarak öne çıkıyor.

Ekonomik hoşnutsuzluk, seçmen tercihlerinde radikal bir değişime yol açarken koalisyon ortaklarının kan kaybı sürüyor.

Anket sonuçları, Alman siyasetinde dengelerin tamamen değiştiğini gösteriyor. Şubat 2025 seçimlerinde yüzde 28,5 oy alan Merz’in muhafazakar bloğu (CDU/CSU) yüzde 22-23 bandına geriledi. Koalisyon ortağı SPD ise yüzde 12-14 aralığına düşerek tarihsel bir gerileme yaşadı.

Aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi (AfD), yüzde 28’lik oy oranıyla şu an Almanya’nın en güçlü siyasi odağı haline gelmiş durumda bulunuyor.

Eylül ayında eski Doğu Almanya eyaletleri Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Vorpommern’de yapılacak seçimlerde AfD’nin yüzde 30 ila 40 arasında oy alarak bölgesel yönetimleri ele geçirmesi bekleniyor. Bu durum, Merz hükümetinin geleceğine dair soru işaretlerini daha da artırıyor.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here