Yapay zeka çalışanların iş yükünü daha da artırabiliyor

0
61
Küresel yapay zeka pazarı 2030'a kadar 1,81 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşacak

Yapay zeka iş dünyasında çalışanların yükünü azaltıyor gibi görünse de Harvard Business Review araştırmasına göre, çalışanlar yapay zeka sebebiyle daha yorucu bir iş temposuna giriyor.

Üretken yapay zeka alanında yaşanan gelişmeler ve kullanım yaygınlığının artmasıyla beraber yapay zekanın iş dünyasına etkileri de tüm dünyada en fazla tartışılan konuların başında geliyor.

Yapay zekanın özellikle rutin ve tekrar eden işlerdeki başarılı performansının iş dünyasında çalışanların iş yüklerini daha hafiflettiği yönündeki kanaat, son dönemde yapılan bazı araştırmalarla tam tersi yöne doğru evriliyor.

Harvard Business Review’de yayımlanan “Yapay zeka iş yükünü azaltmıyor, aksine yoğunlaştırıyor” araştırmasına göre, yapay zeka araçları, iş yükünü azaltma vaadiyle sunulsa da işleri seyreltmek yerine daha da yoğunlaştırıyor.

Makaleye göre, çalışanlar yapay zeka sayesinde normalde uzmanlıkları dışındaki görevleri (kod yazma, tasarım vb.) üstlenerek iş kapsamlarını kontrolsüzce genişletiyor. Bu durum, bir yandan “başarma” hissiyle ödüllendirici gelse de diğer yandan çalışanların üzerinde sessiz bir baskı oluşturuyor.

Makalede yer alan bilgilere göre, yapay zeka kullanımı üç temel sorunu beraberinde getiriyor. ​​​​​​Çalışanların başkalarının sorumluluklarını devralmasıyla artan bilişsel yük, mola ve yemek saatlerinde yapay zeka kullanımı ile mesai ve serbest zaman arasındaki farkların belirsizleşmesi ve yapay zekayı bir “ortak” gibi kullanarak aynı anda çok fazla iş parçacığını yönetmeye çalışmanın yarattığı dikkat dağınıklığı gibi sorunlar son dönemde tartışmalara neden oluyor.

“Yapay zeka destekli çalışma pratiklerinin, sınırları belirlenmeli”

Boğaziçi Üniversitesi Veri Bilimi ve Yapay Zeka Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şefik Şuayb Arslan, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, yapay zeka mühendisliğinden ziyade yapay zeka yönetişimi alanına ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi.

Yapay zekanın yoğunlaştırıcı etkisini daha sağlıklı yönetebilmek için öncelikle yapay zeka destekli çalışma pratiklerinin, kurumsal olarak tanımlanması ve sınırlarının çizilmesi gerektiğine işaret eden Arslan, “Mevcut uygulamalarda yapay zeka, çoğu zaman hız ve çıktı artışı üzerinden değerlendirilmektedir, ne var ki buna karşılık bilişsel yük, bağlam değiştirme maliyeti ve insan dikkatinin sürdürülebilirliği göz ardı edilebilmekte. Bu bağlamda, hangi görevlerin yapay zeka ile otomatikleştirileceği, hangi noktalarda insan kararının bilinçli olarak yavaşlatılması gerektiği ve yapay zeka kullanımının nerede sınırlandırılması gerektiğine dair açık birtakım karar kapıları ve yönetişim çerçeveleri geliştirilmeli.” diye konuştu.

Arslan, üretkenlik ölçütlerinin yalnızca çıktı miktarına değil, görev karmaşıklığına, kaliteye ve insan üzerindeki zihinsel yüke duyarlı olacak şekilde yeniden tasarlanmasının kritik önemde olduğuna değinerek, yapay zeka-insan birlikteliğinin değer üretmesinin ekstra bir mühendisliğe ihtiyaç duyduğunun altını çizdi.

Bunların yanında, yapay zekanın uzun vadeli etkilerini ele alan disiplinlerarası ve bağlamsal akademik araştırmaların büyük ölçüde eksik durumda olduğuna değinen Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Son dönemlerde üretken yapay zeka kullanımının çocuklar üzerinde etkileri üzerine bazı çalışmalar var fakat çok başlangıç seviyesi diyebilirim. Zaten bu teknoloji hayatımıza gireli 3-5 sene olduğundan, kestirmesi de zor. Özellikle bilişsel ergonomi, nörobilim ve örgütsel psikoloji perspektiflerinden yapay zeka yoğun çalışma ortamlarının, insan dikkatini, uzmanlık gelişimini ve tükenmişlik riskini nasıl etkilediği daha derinlemesine incelenmeli. Bunu hem akademi hem de sanayi ele alabilir. Aynı şekilde, farklı sektörlerde (sağlık, eğitim, hizmet, üretim) ve farklı kültürel/regülasyonel bağlamlarda yapay zekanın iş yoğunluğunu nasıl dönüştürdüğüne dair karşılaştırmalı ve uzunlamasına çalışmalar yapılabilir. Bu tür çalışmalar, ayrıca, kısa vadede verimlilik artışı sağlarken uzun vadede işin niteliğini, çalışan bağlılığını ve kurumsal sürdürülebilirliği nasıl şekillendirdiğini daha net ortaya koyabilir.”

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here